KültürTarih

Türklerdeki Hayvan Sevgisinin Geçmişi

Günümüz Türkiye’sinde pek göremesek de Türklerde hayvan sevgisi Türklük kadar eskiye gitmektedir. Günümüzde zaman zaman haberlerde de yer alan hayvanlara yapılan zulümleri gördükçe buna inanmak çok güç olabilir ve anlaşılabilir. Bugün okuyacağınız yazıyla beraber Türklerde hayvanların yeri ve bunlara gösterilen sevgiyi tarihte geriye giderek göstermek istiyorum. Lafı daha fazla uzatmadan yazıya geçebiliriz.

Türklerdeki hayvan sevgisinin kökleri İlkçağ Orta Asya bozkırlarına kadar dayanmaktadır. Bozkırda gökyüzünün, ayın, güneşin ve yıldızların kutsal sayılan gök dinine inanılırken Animizm, Manizm ve Samanizm, ilave kültürler olarak yüzyıllarca Gök Tanrı dini ile birlikte yaşadılar. Orta Asya Şamanlığında, ulu çınarların, büyük dağların, akarsuların, çeşitli kuşlar ve hayvanların insan yaşamını etkileyebilecek gizemli güçleri olduklarına inanılırdı. Ayrıca totem olarak kabul edilen bazı hayvanların avlanmaları da uğursuzluk sayılırdı.

İslamiyetin kabulünden sonra hayvanlarla ilgili bu inançların bazıları aynen kalırken bazıları kısmen değişti. Bazıları ise İslami bir yorumla yaşamaya devam etti. Örneğin göçmen kuşlardan olan leyleklerin, kışın Mekke ve Medine gibi kutsal beldelere giderek hacı olduklarına inanıldığından, kimi bölgelerde leyleklerden “hacı leylek” diye söz edilirdi. Onları avlamanın ve yuvalarını bozmanın uğursuzluk getireceğine inanılmaktaydı. Ayrıca kumruların sevda çekenleri kavuşturdukları, kırlangıçların ise yuva yaptıkları mekânları korudukları inancı yaygındı.

Osmanlı döneminde, büyük anıtsal binalar yapılırken mimari öğe olarak “kuş saraylarına” yer verilir, binaların dış yüzeylerinde, rüzgârlara karşı korunaklı ve insan elinin ulaşamayacağı kadar yüksekte bulunan bu minik evcikler, bina estetiğine uygun olarak tasarlanırlardı. İstanbul’da I. Mahmut Türbesi, Çukurçeşme’deki handa, Süleymaniye, Fatih ve Laleli Camileri, Topkapı Sarayı’nın dış avlusu, Doğubeyazıt’daki İshak Paşa Sarayı, Amasya’daki Sultan Beyazıt Camii gibi eserlerde son derece zarif kuş saraylarını görmek bugün mümkün.

Osmanlı dönemiyle devam etmeden önce şu bilgiyi vermek isterim. At, Türk kültürünün vazgeçilmez öğelerinden biridir ve Türkler arasında yaygın bir deyiş olan “At-avrat-silah” sözü, ata verilen destansı değeri simgeler. Osmanlı padişahlarından Genç Osman’da da duygulu ve içli bir at sevgisi vardı. O kadar ki “Sisli Kır” isimli atı Hicri 1028 yılında öldüğünde ona bir mezar yaptırarak üzerine şu kitabeyi yazdırmıştı:

Zıllı hal Osman Han’ın               
Sisli kır nam atı öğülmüştür
Emr-i Yezdaniye mevt irişecek 
Bu makam içre gömülmüştür. 

Günümüz Türkçesi ile şöyle: 

Zıll-i hakk (Allah’ın gölgesi) Hazret-i Osman Hân’ın/
Sisli kır nâm (isimli) atı öğülmüştür (gömülmüştür)/
Emr-i yezdân ile mevt irişecek (Allah’ın emriyle ölüm gelince)/
Bu makam içre (buraya) o gömülmüştür

Sisli Kır'ın Orjinal Mezarı
Sisli Kır’ın Orjinal Mezarı

Yine Osmanlı Devleti’nde hamallar ve nakliyecilerin kullandıkları hayvanların hakları, hukuksal güvenceye alınmıştı. Hayvan sahipleri hayvanlarını aç bırakma, eziyet etme, nal taktırmama, haddinden fazla yük vurma haklarına sahip değillerdi. Hatta nakliyeci ve hamalların birden fazla hayvan bulundurup bunları nöbetler tutmaları emredilmişti. Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu III. Murat’a ait aşağıdaki ferman, hayvan haklarınının ve değerinin anlaşılması için çok önemlidir:

”İstanbul kadısına emirdir,
Halen İstanbul muhtesibi olan Mehmet Çavuş mektup göndererek at hamallarının zayıf, cılız, yaralı, sakat, nalsız ve semerleri harap beygir ve katırlarına gereğinden fazla yük vurdukları ve hayvanları sıralamayıp rastgele sokaklara bırakarak halkı rahatsız ettiklerini söylemektedir. Emrimi aldıktan sonra hamallar kethüdasına sıkı tembih edesin, bundan sonra hayvanlarını beslesinler, sakat ve zayıf hayvanlara haddinden fazla yük vurmasınlar. Yolda giderken hayvanları sıralayıp, kendileri de arkadan izlemeyip önden yürüsünler.”

Mekkare ile yapılan taşımacılık

Çarpıcı bir örneği de Tanzimat Dönemi’nden verelim: 1856’da Meclis-i Vâlâ’nın 68 almış olduğu ve belediyelerden uygulanmasını istediği bir karar da “Cuma günü yük hayvanlarının çalıştırılmayıp dinlendirilmesi” dir.

Cumhuriyet döneminde III. Cumhurbaşkanımız Celal Bayar’ın 1955’te Hayvanları Koruma Derneğinin kurulmasındaki öncülüğü Türk devletlerinde konunun ciddiyetle önemsendiğinin göstergesidir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı