Kültür

İstenmeyen Kıllarla Savaşımız: Tıraş Olmak

Yüz milyonlarca erkek için tıraş olmak, günlük rutinin değişmez bir parçasıdır. Bununla birlikte her gün tıraş olmayan erkeklerin hatta kadınların yaşamında da tıraşın önemli bir yeri vardır. Bu yazıda, kıllarımızdan kurtulma çabasına ilk ne zaman girdiğimiz, buna neden ihtiyaç duyduğumuz ve tıraş olma ile ilgili tarihi gelişmeler kısaca özetlenmiştir.

Tıraşın Tarihi

Kesin tarihi bilinmemekle birlikte pek çok uzman, vücut kıllarından kurtulma çabasının yaklaşık olarak M.Ö. 100.000 civarında mağaralarda yaşayan atalarımız arasında başladığını, bu iş için taş parçaları ve deniz kabukları kullanıldığını öne sürmektedir. Bu tarihten yaklaşık 70 bin yıl sonra atalarımızın, taşı keskinleştirmenin ateş yakma yanı sıra kılları nazikçe kesebilmeye imkân verdiğini keşfettikleri tahmin edilmektedir. Erken dönem tıraş bıçakları ise metal işleme ve madencilikteki gelişmelerle ortaya çıkmıştır.

Antik Mısır’da Kıllarla Verilen Savaş

Bununla birlikte, tıraşın gerçek tarihi, Mısır uygarlığıyla başlar. Antik Mısır’da vücut kıllarından kurtulmak saplantılı bir hal almıştır. Saçlar da dahil olmak üzere tepeden tırnağa bütün kıllarından kurtulmaya çalışan Mısırlılar, kireç ve arsenik gibi kostik maddelerden ilkel tüy dökücü kremler ve tıraş losyonları üretmişlerdir.

Temizlik kaygısı, tarih öncesi insanın tıraş olmasının ilk nedeni olabilir. Çünkü vücut kılları, bitler ve diğer asalaklar için ideal bir ortam sağlar. Kılların arasının sıcak ve nemli olması mantar enfeksiyonları için harika bir üreme alanıdır. Mısır’ın nemli ve sıcak ikliminde çok fazla vücut kılına sahip olmak, Mısır toplumunda hoş görülmeyen vücut kokularına yol açtığı için kıllardan kurtulmaya daha fazla özen gösterildiği tahmin edilmektedir. Mısır’ın üst sınıflarına mensup üyeleri; vücutlarındaki bütün kıllardan özenle arınmış, günde birkaç defa yıkanmış ve toplum içine çıkarken serinletici peruklar kullanmışlardır.

Bu anlayışın sonucu olarak tıraş, sınıf ve statü sembolü haline gelmiştir. Mısır’da tıraşsız bir yüze sahip olmak demek, tıraş olmak için gerekli imkanlara sahip olmamak ya da görünümünü ve toplum içindeki duruşunu önemsememek demektir. Halen de bazı yerlerde tıraşsız bir yüz; tembellik ve profesyonellikten uzaklık olarak görülmektedir.

Farklı Kültürlerde Tıraş

Mısır’dan sonra tıraş olma davranışı; Orta Doğu, Asya ve Avrupa’ya yayılmıştır. Bazı kültürlerde vücuttaki diğer kıllar kesilirken temiz ama etkileyici bir sakal bırakma eğiliminin ortaya çıktığı gözlenir. Bazı kültürlerde ise tam tersine baş ve yüz bölgesi sinekkaydı tıraş edilirken vücudun geri kalanındaki kıllara dokunulmamıştır. Çeşitli zamanlarda ve çeşitli bölgelerde bazen kültürel bir harekete eşlik eden bazen de moda akımlarına uygun olarak tıraşın popülerlik kazandığı ya da ihmal edildiği görülmüştür.

Böylesine geniş kapsamlı hatta küresel bir eğilim olmasına karşın tıraş, gelişmenin çok az olduğu bir alan olmuştur. Berberlerin kullandığı tıraş bıçağından çapa formlu tıraş bıçağına geçiş, her gün berber koltuğuna oturma gerekliliğini ortadan kaldırmıştır.

Yüzyılın sonlarında tek kullanımlık tıraş bıçaklarının ortaya çıkışı, tıraşın kalitesini artırmış, tıraş bıçaklarının bakımı için gerekli olan bileme taşlarına ve kayışlara duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmıştır.

Günümüzde Sakal Tıraşı

Son birkaç on yılda ise sakal tıraşı modasında önemli bir değişiklik olduğunu gözlemlemekteyiz. Eskiden sakal bırakma, sadece aşırı dindarlara ve dünyevi işlerle meşgul olmak istemeyen sanat ve bilim insanlarına özgü bir durumken günümüzde her gün sinekkaydı tıraş olan kişilerin sayısının giderek azaldığı görülmektedir.

Vücudun diğer bölgelerindeki kıllarda da benzer trendler görülüyor. Bugün şampuan, sabun, sıcak su, klima gibi imkanlara sahip olduğumuzdan vücut kılları ile ilgili eski argümanlar geçerliliğini yitirmiştir. Buna rağmen tıraş, insan kültürünün sürekli değişen bir parçası olarak varlığını sürdürmektedir.

Tarih öncesi zamanlardan bu yana temizlik ve sağlık açısından gerek duyulan tıraş olma davranışı, zamanla sosyal statü simgesi, estetik norm ve cinsiyetler arası ayrımı somutlaştırma gibi pek çok amaçla kullanılmış ve bu nedenle de tartışmalı bir konu olmuştur. Yani özetle; vücudumuzdaki tüm kıllar, tarihin her döneminde çeşitli eğilimlerin öne çıkması ile bir görünüp bir yok olmuştur. Muhtemelen gelecekte de bu böyle devam edecektir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı