KültürTarih

Sultan İbrahim Gerçekten Deli Miydi?

Osmanlı padişahı IV. Murat’ın ölümünden sonra yerine geçen Sultan İbrahim’in deli olduğu kanaati yaygındır. Yıllardan beri okuduğumuz kitapların çoğunda, ondan hep “Deli İbrahim” diye söz edilmektedir. Acaba Sultan gerçekten deli miydi? Bu soruya doğru yanıt verebilmek için önce delilikten ne anladığımızı açıklığa kavuşturmalıyız.

Çünkü delilik çok geniş bir anlamda kullanılmaktadır. Örneğin; biraz sinirli ve aceleci insanlara deli diyenlerimiz olduğu gibi, basit psikolojik ve sinirsel bozukluğu olanlara da deli diyenler vardır. Bir de psikoz denilen gerçek delilik hâli vardır ki böylelerinde bilinç tamamen kaybolmuştur. Kendileri ile dış dünyayı ayırt edemezler. Ellerine geçebilecek keskin cisimlerle kendilerine ve başkalarına zarar verebilirler. Hepsinden önemlisi yaptıklarının farkında değillerdir. Dış yardım olmadan yaşayamazlar.

Acaba Sultan İbrahim’de olduğu söylenen delilik bir psikoz hâli miydi; yoksa sadece psikolojik ve sinirsel bazı sıkıntıları mı vardı? En iyisi rahatsızlığının belirtilerini yine Sultan’ın kendisinden dinleyelim. Sultan bazen sadrazama yazdığı hattı-ı hümayunlarda rahatsızlıklarından söz ederek kendisine şifa verebilecek hekim ya da hoca bulunmasını istemekteydi. Bu hatt-ı hümayunlara göre Sultan’daki rahatsızlığın belirtileri şöyle idi:

Sultan İbrahim

“Sancı deyu ölüyorum kâh arkama gelip irkilirim kulaklarım tıkanır bayılacak gibi olurum.
Öyle bir sıkılmam var ki ölüyorum, halim gayetlen kötüdür.
Yangından beri eski hastalığım arttı. Ne kollarım var ne de başım… Ziyade elemdeyim.
Sabahtan beri bir lokma taam yemedim… Uykuklarımda zerre mecel yok, belki yine çare bulunur.
Taamsızlıktan canıma tak dedi. Bir hafta var ki içim aman vermedi, ağlamaktan gözüm çıkıyor.
… Çenem kilitleniyor başımdan yağmur gibi yağar, ne şekildir bilinmez.
Topkapı’da birazcık taam yemek istedim. Ağzıma koyamadım, bayıldım, sanki başımdan duman gibi bir şey iner.“

Günümüzde psikolog ve psikiyatristler yukarıdaki bilgilere göre Sultan İbrahim’in psikoz (deli) olamayacağı, fakat sinirsel ve nevrotik bazı sorunlarının olduğu kanısında birleşirler.

Kaynaklar Sultan İbrahim’in kişiliğinden söz ederken onun çabuk kızan, aceleci, son derece safdil ve kolay ikna edilebilen yönlerine işaret etmektedirler. Aslında onun istismara açık bir yapısı vardı. Dürüst ve yetenekli danışmanların kontrolünde ülkesi için yararlı olabileceği gibi, iyi niyetli olmayan çıkarcı kadroların telkini ile zararlı işler de yapabilirdi.

Nitekim öyle de oldu. Saltanatının ilk dört yılında Kemankeş Kara Mustafa Paşa gibi bilge ve dürüst bir sadrazamın kontrolünde çok yararlı işler yapıldı. İran ve Avusturya ile yapılan barışın kalıcı olmasına çalışıldığı gibi Rusya’nın yardımı ile Kazakların kontrolüne geçen Azak Kalesi kurtarıldı. Akdeniz’in güvenliği açısından Girit Adası kuşatılarak Hanya Kalesi alındı. Ülke içinde ise paranın değerinin yükseltilmesi gibi önemli işler yapıldı.

Kemankeş Kara Mustafa Paşa

Sultan İbrahim, ülkenin her sorunu ile yakından ilgileniyordu. Zaman zaman kılık değiştirerek halk arasına katılır, gördüğü olumsuzlukların düzeltilmesi için Sadrazam’a hatt-ı hümayunlar yazarak talimat verirdi. Onlardan birisi kaynaklarda şöyle geçiyor: Bir gün Girit Kuşatması nedeniyle konan vergiyi çok fazla bularak Sadrazam’a “Avarız için beş riyal kuruş almak çoktur. Fukaraya zulümdür.” diye yazarak karşı çıkmıştır.

Her şey yolunda giderken mevki, makam ve servet düşkünü bazı kişiler Kemankeş Kara Mustafa Paşa’yı ortadan kaldırarak padişahı ele geçirmeye çalışıyorlardı. Bunların başında Cinci Hoca, Sultanzade Mehmet Paşa ve Yusuf Paşa gelmekteydi. Sadrazam, padişahı bu kişilerden korumaya çalışırken rakiplerinin tertiplediği bir komplo sonucu, padişah hayatının hatasını yaparak bu değerli devlet adamını öldürttü.

Sadaret mührünü ise Sultanzade Mehmet Paşa’ya verdi. Yeni sadrazamın karakteri hakkında fikir sahibi olabilmek için onunla padişah arasında geçen şu konuşmayı göz atalım.

Sultan İbrahim aradan epey zaman geçtikten sonra sadrazamına şöyle der:
“Lalam Mustafa Paşa bazen bana itiraz eder, bu iş imkânsızdır, derdi. Senden hiç onun gibi bir söz duymadım. Bütün sözlerinin emre sadakat kaidesi üzerine kurulmasının aslı nedir?”
Sadrazam ise “Siz yeryüzünün halifesi ve Allah’ın gölgesisiniz. Kalbinize doğan her şey Tanrı ilhamıdır. Söz ve eylem olarak sizde hata olmaz ki itiraz edeyim. Görünürde bize iyi gibi gelmeyen bazı hallerin altında bizlerin anlayamayacağı hikmetler gizlidir,”
diyerek değme dalkavuklara taş çıkartacak bir yanıt verir.

Sadrazam hiç kuşkusuz bu riya dolu sözlere inanmıyordu. Fakat ne yazık ki Padişah inanmıştı. Kendisine itirazda bulunanlara “Sizin sözünüz kastidir, Lalam söyledi, bende hata olmaz. Gördüğünüz şeylerde sizlerin anlayamayacağı hikmetler gizlidir!” diyerek cevap verirdi. Aşırı safdil olan Sultan, çevresini saran şer odaklarının telkini ile saltanatının son dört yılında hem kendisi hem de devlet için böylece zararlı olmaya başlar.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı