KültürTarih

Kahve ve Kahvehanelere Derinlemesine Bakış

Kahvenin Anavatanı ve Osmanlıya Gelişi

Kahvenin anavatanının Etiyopya olduğu inancı yaygındır. Etiyopyalılar çoğunlukla Kafa bölgesinde yetişen bu bitkinin meyvelerini kaynatarak ilaç niyetine içiyorlardı. Büyük bir olasılıkla ismini de yetiştirildiği bölgeden alan kahve, zamanla savaş ve ticaret yollarını izleyerek Arabistan’a geldi. Arabistan’da kahve tarımı, ikliminin elverişli olması nedeniyle çoğunlukla Yemen’de yapılıyordu. Yemenliler kahveyi öylesine benimsemişlerdi ki zamanla kahve ve Yemen isimleri neredeyse bütünleşti. “Kahve Yemen’den gelir” sözü bir anlamda bu bütünleşmenin ifadesidir.

Kahve yeni vatanında bir süre Etiyopya’daki gibi suları kaynatılarak içilirken daha sonraları değişik bir uygulama şekline tabi tutuldu. Bu yeni usulde, kahve çekirdekleri ateşte kavrulup öğütüldükten sonra suda kaynatılarak içiliyordu. Yaklaşık 14. yüzyıldan günümüze kadar devam eden bu uygulama tarzı, kısa sürede bütün Ortadoğu’da benimsendi. Osmanlılar Suriye, Mısır ve Arabistan’ı ele geçirince kahve ile tanıştılar. İstanbullulara kahveyi, Yemen Valisi Özdemir Paşa tanıttı. Çok geçmeden her kesimden halkın zevkle tükettiği bir içecek haline geldi.

İlk kahvehaneyi de 1555‘te Halepli Hâkim ve Şamlı isimli iki Arap açmıştı. Kısa sürede bunu diğerleri eşlik etti. O güne kadar Müslümanların, cami ve mescitker dışında devam edebilecekleri halka açık mekânlar gayrimüslimlerin ise mabetlerden başka gidebilecek tek yer meyhanelerdi. Bu nedenle kahvehanelerin hızla çoğalmasını aslında büyük bir talebin karşılanması şeklinde yorumlayabiliriz. Kahvehanelerin toplumumuzdaki kültürel, sanatsal ve siyasal alanlardaki işlevselliği çok önemlidir. Buralarda yalnız kahve içilmez; meddahlar hikâyeler anlatır, şiirler okunur, Karagöz oynatılır ve çeşitli sanat sohbetleri yapılırdı. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda kahvehanelere masa ve sandalyelerden başka, içinde gazete ve kitapların bulunduğu raflar konuldu. İnsanların hem kahve içip hem de kitap okudukları kahvehanelere, artık okuma salonu anlamına gelen “kıraathane” deniliyordu. Kahvehanelerdeki sanatsal etkinlikler, başlangıçta siyasal iradeyi pek rahatsız etmiyordu.

Fakat zamanla devleti idare edenlerin eleştirildiği, hükümete ve padişaha karşı alternatif görüşlerin odaklaştığı merkezler haline gelmeleri üzerine, bu durumdan rahatsızlık duyan hükümetler de zaman zaman kahvehaneleri kapatma kararı alıyorlardı. Lale Devri’ni 1730‘da sona erdiren Patrona Halil İsyanı ile III. Selim’i tahttan indiren Kabakçı Mustafa ayaklanmaları, büyük ölçüde kahvehanelerde kotarılmıştı. Kahvehanelere karşı başlatılan baskı ve şiddet hareketleri, Naima tarihinde “Bir alay uğursuzun kahvehanelerde toplanıp devlet büyüklerini çekiştirdikleri, çeşitli kamu görevlilerine ilişkin atama ve görevden almalarla ilgili çirkin sözler söyledikleri ve bunları bilen IV. Murat’ın kahvehaneleri kapatma kararı verdiği…” sözleri ile anlatılmaktadır. Fakat kahvehaneler hükümetlerin tüm baskılarına karşın siyasal, sosyal ve sanatsal alanda ihtilalci karakterlerini uzun yıllar korudular.

XIX. yüzyılın sonlarına doğru Divan yolundaki Uzun Kahve; Namık Kemal, Sadullah Bey, Halet Efendi, Hasan Suphi, Yusuf Paşa, Kırımlı Doktor Aziz Bey, Ahmet Muhtar Paşa ve Vidinli Tevfik Paşa gibi monarşiye karşı anayasal parlamenter sistemi savunan önemli isimlerin devam ettikleri; görüş ve düşüncelerini açıkladıkları mekân olarak biliniyordu. Ayrıca, XX. yüzyılın başlarında Türk edebiyatının ünlü isimlerinden Fuat Köprülü, Agâh Sırrı, Orhan Seyfi, Celal Sahir, Ömer Seyfettin, Falih Rıfkı ve Tahir Nadi de Nuruosmaniye’deki İkbal Kıraathanesi’nin müdavimleriydi. Abidin Dino, Yahya Kemal, Sait Faik, Sabahattin Kudret ve Arif Dino’yu da her zaman Aksaray’daki Küllük Kıraathanesi’nde görmek mümkündü.

Kahvenin Dünyaya Yayılışı

Kahve Yemen’den geliyordu; ama gittiği her yere İstanbul’dakine benzer değişim rüzgârlarını da birlikte götürüyordu. Avrupa’ya kahveyi, Osmanlı ile yakın ticari ilişkiler içinde bulunan Venedikliler götürdü ise de kahvenin bugünkü anlamda Batı’da yaygınlaşması, 1683 II. Viyana Kuşatması’ndan sonraki yıllara rastlar. Osmanlı kuvvetleri Viyana’yı düşürmek için zorlarken Kapuçin Tarikatı’na mensup bir rahip Viyana direnişçilerini motive ederek onların mücadele azmini güçlendirmeye çalışıyordu. Kuşatma bozgunla sonuçlandı ve Osmanlı ağırlıklarını Viyana önlerinde bırakarak geri çekilmek zorunda kaldı. Viyanalılar Osmanlıların bırakmak zorunda kaldıkları ağırlıkları toplamaya çalışırken çuvallarda çekilmiş kahve ile karşılaşınca, önceleri bunu barut sandılar. Fakat aralarında Türkleri çok iyi tanıyan biri bu toz ve çekirdeklerin kahve olduğunu söyleyerek nasıl pişirildiğini de ayrıntıları ile anlattı. Hemen oracıkta pişirip içtikleri bu yeni içeceği çok severek ismini de zaferin kazanılmasında rolü olduğuna inandıkları Kapuçin Tarikatı’nın adını ebedileştirmek için Kapuçino koydular. Böylece kahve Avrupa’da hızla yayıldı. İtalya, Hollanda, Fransa, İngiltere ve Amerika’da kahve ve kahvehaneler önemli sanatsal ve siyasal gelişmelerin simgesi oldu.

Vİyana Kuşatması

Bu özelliğinden dolayı İngiltere’de kahvehanelere Peni Üniversitesi deniliyordu. Burjuva toplumsallığı ve Fransız İhtilali, büyük ölçüde Paris kahvehanelerinde olgunlaştı. Monteskiyo, Jan Jak Russo, Volter ve Didero gibi ihtilalin kültürel ve siyasal alt yapısını oluşturan düşünürler, görüşlerini halka Paris kahvehanelerinde açıkladılar. İngiltere’de cumhuriyetçi fikirler büyük ölçüde 1659‘da açılan “The Turks Head” isimli kahvehanede gelişti. British Museum’un kurucusu Hans Sloane, ismi bir kuyruklu yıldıza verilen Edmund Halley ve İsaac Newton gibi bilginler, Grecian Coffee House isimli kahvehaneye devam ederlerdi.

Grecian Coffee House

New York’taki Marchandis Coffee House’un Amerikan bağımsızlık savaşındaki rolü ise çok önemlidir. Amerika’da özgürlük savaşçıları için kahve, ihtilalci bir içerik kazanarak bağımsızlığın simgesi haline gelmişti. Bilindiği gibi bugünkü Amerika Birleşik Devletleri, bir zamanlar İngiltere’nin sömürgesiydi. İngiltere, Yedi Yıl Savaşları’nın mali giderlerini karşılamak için Amerika’ya bazı ek vergiler koymuştu. Bunların en önemlisi çay vergisiydi. Amerikan halkı bu vergiyi ödememeye kararlıydı. Bu nedenle İngiliz çayını kullanmamaya, onun yerine kahve içmeye başladılar. Kahveyi Amerikalılara, Fransız ve Hollandalı tüccarlar satıyorlardı. İlk kez Newyork’ta açılan Marchandis Coffee House’ta halk, çayı boykot ederek kahve içme kararı almıştı. Zamanla halk arasında, çay emperyalizmin, kahve ise bağımsızlığın simgesi haline gelmişti. Amerikan bağımsızlık savaşçıları kararlarının büyük çoğunluğunu Marchandis Coffee House’ta aldıkları gibi ulusal kahramanları George Washington’un anısına verdikleri yemek için de yine aynı kahvehaneyi seçmişlerdi.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı