Kültür

İngilizlerin Sömürgesi Avustralya ve Aborjinler Hakkında

▪︎Aborjin ifadesi genel kapsamıyla Avustralya, Tasmanya ve çevre adalardaki yerli halkı tanımlamakta kullanılmaktadır. Sadece bu kapsamda değil aynı zamanda birbirleriyle kültür ve yaşayış olarak benzerlik göstermekle birlikte farklılıkları da mevcut kabileleler için de kullanılan bir kavramdır.

▪︎18. yüzyılda İngilizler tarafından öldürülmeden ya da topraklarından sürülmeden önce 300.000 olan Aborjin nüfusu 1900’lerin ortasında 45.000’e kadar düşmüştü. 1960’ta hükümetin yerli halkın toprak haklarını tanımaya başlamasıyla Aborjin nüfusu tekrar artmış ve günümüzde de 250.000’in üzerine çıkmıştır.

▪︎Avustralya kıtası Avrupalıların ziyaretinden önce birçok kabileye ev sahipliği yapmakta olduğundan bu bölge için tek bir kültürden bahsetmek mümkün değildir. Birbirleriyle benzerlik taşıyan birçok kültürden söz edilebilir. Her bir topluluğun kendi inanç yapıları, dilleri ve kültürel gelenekleri mevcut olsa da zaman içinde kültürler az ya da çok çakışmışlardır. Toprağa olan saygıları ve düş zamanı üzerine kurdukları şifahi gelenekleri bulunmaktadır.

▪︎1996 nüfus sayımında çoğunluğun Hristiyanlığın çeşitli formlarını uyguladığı geri kalanın herhangi bir dini işaretlemediği görülse de 2001’deki nüfus sayımında nüfusun yüzde 0.03’ünün Aborjinlere has dini pratikleri benimsediği görülmüştür. Daha sonra İslam’a geçişler de olmuştur.

▪︎Sanata da önem verdikleri görülen Aborjinler suyla karıştırdıkları kaya pigmentleriyle çeşitli boyalar elde etmişler, ilkel boyalar ve parmaklarını kullanarak ağaç kabuğu ve kayalıklarda boyama yapmışlardır. Aborjin sanatında mitolojik düş zamanını içeren temalar göze çarpar. Aborjinlerin önde gelen sanatçılarından Wenten Rubuntja’ya göre manevi anlamdan yoksun herhangi bir Aborjin sanatı görmek zordur.

▪︎Her duruma uygun yazdıkları şarkılarla da (av şarkıları, mevsimler ve atalarıyla ilgili şarkılar vb.) müziğe ve dansa önem verdikleri görülmektedir. Bu müzikler kıtaya özgü enstrümanlarla çalınmaktadır.

▪︎Geleneksel olarak açıkta veya dal ve ağaç kabuklarından yaptıkları barınaklarda yaşayan yerli halk vücutlarında boyadıkları kısımlar dışında pek de örtünmemektedirler. Kanguru derisinden yaptıkları süs eşyaları, kemerleri ve paltoları bulunmaktadır. Günümüzde ise Aborjinler için atalarının yaşam tarzını benimseyen az sayıda Aborjin ve kasaba ya da şehirlere göç eden çoğunluk olarak ikiye ayrılmıştır diyebiliriz.

Aborjinlerin Tarihi Açıdan İncelenmesi

▪︎Öncelikle Avrupalı yerleşimcilerin kıtaya ilk gelişlerinden önce 250 bin ila 1 milyon arasında olduğu varsayılan Aborjinlerin, çöl sakinleri olduğu kanısının yanlış olduğu hatta tam tersi yerli nüfusun en yoğun olduğu bölgelerin sahil bölgeleri olduğu değerlendirmesiyle başlayabiliriz. Kıtanın doğu ve güney bölgelerinde özellikle de Murray Gölü vadisinde büyük bir Aborjin nüfusundan bahsedilebilir.

▪︎Kıtanın buraya gelen Avrupalı yerleşimciler tarafından sömürgeleştirilmesi, sahil bölgelerinde yaşamını sürdüren yerli halkın yaşadığı toprakları ve hatta yaşam tarzını terk etmek zorunda kalmasına neden olmuştur.

▪︎1770 yılında Kaptan James Cook‘un kıtanın doğu sahillerini Büyük Britanya adına ele geçirip burayı Yeni Güney Galler (New South Wales) olarak isimlendirmesiyle başlayan süreç, 1788’de Sidney’in İngiliz sömürgesi altına girmesi ve kıtanın ilk Batılı yerleşimcilerinin buraya getirmiş olduğu ve yerli halkın hiç tanımadığı dolayısıyla bağışıklılığının olmadığı suçiçeği, grip ve kızamık gibi hastalıkların yerli halka bulaşması ve onların büyük kayıplar vermesiyle devam etmiştir.

▪︎Yerli halkın avcı toplayıcı olması sebebiyle onları “toprağa sahip olma” gibi kavramlardan yoksun ve sürülecekleri herhangi bir yerde mutlu olabilecek göçmenler olarak gören beyaz yerleşimciler bu sebeple arazi ve su kaynaklarını da kendine ayırmıştır. Bu kayıp, yerliler üzerinde ölümcül etkilere sebep olmuş ve onları hastalıklarla baş edemeyecek duruma getirmiştir. Yerli halk yalnız bu açıdan değil arazileriyle olan ruhsal ve kültürel bağlarından da kopmaları sebebiyle manevi açıdan da kötü duruma düşmüştür.

▪︎İngilizler Aborjinlere farklı zamanlarda soykırımlar uygulamışlar ve katliamlara neden olmuşlardır. Hükümet kayıtlarından elde edilen bazı soykırımlar olsa da sayılarının daha fazla olduğu düşünülmektedir. En çok bilinen soykırım Tasmanya Soykırımı‘dır. Bunların dışında

•Fremantle, Batı Avustralya (1830)

•Convincing Ground katliamı (1833-34) 

•Waterloo Creek katliamı (1838)

•Coniston katliamı (1928) 

▪︎Bu kadar katliamın dışında 1910-70 yılları arasında uygulanan devlet politikasıyla da yerlilerin çocuklarının 3’te 1’i ya da 10’da 1’i zorla ailelerinden koparılmıştır. 1997’de Avustralya İnsan Hakları Komisyonu’nun yürüttüğü soruşturmaya göre bu politikayla Aborjinlerin yok edilmesi amaçlandığı ve soykırıma uğradıkları sonucuna varılmıştır.

Günümüzde Aborjinler

▪︎1999’da kabul edilen Avustralya Anayasası’nın değişmesi fikriyle İngiliz yerleşiminden önce kıtada yerli halkın bulunduğu kabul edilmiştir.

▪︎Eski hükümetler her ne kadar beyazların yerli halka yaptıklarından ötürü Aborjinlerden özür dilemeyi reddetse de başbakan Kevin Rudd‘un bütün Avustralyalılar adına yerli halktan özür dilemesini öngeren önergenin oy birliğiyle kabul edilmesi üzerine Kevin Rudd’un parlamentoda okuduğu ve yaklaşık 20 dakika süren konuşması bunun yanı sıra “çalınmış nesil”den de özür dilemesi Aborjinler tarafından ayakta alkışlanmıştır. Söz konusu özrü içeren bu önergenin bir kısmı şöyledir:

“Avustralya’da birbiri ardına gelen hükümetlerin, derin üzüntü, acı ve kayıplara neden olan yasaları ve politikaları nedeniyle bu Avustralyalı vatandaşlarımızdan özür diliyoruz”

▪︎Avustralya’da yerli olan ve olmayan halka bakıldığında yerli halkın suç oranının çok daha fazla olduğu görülse de bu durum yerli halkın suça daha meyilli olduğunu kanıtlamamaktadır. Yerli halkı suça iten bazı sebeplerin aşağıdaki gibi olduğu düşünülmektedir.

  1. Yoksulluk
  2. 2001 nüfus sayımına göre yerlilerin yerli olmayanlara oranla 3 kat daha fazla işsiz kalmaları
  3. Yine 2001 nüfus sayımına göre yerli nüfusun %39 gibi düşük oranlardaki insanların 12 yıllık eğitimini tamamlayabilmiş olmaları yani yetersiz eğitim
  4. Adaletsizlik ve ırkçılık
  5. Beyaz yöneticilerin yerli halkı kültürlerinden ve köklerinden uzaklaştırma üzerine kurulu pek çok uygulamasının olması. Mesela yerli halktan koparılan çocukların beyazlar gibi giyinip konuşmaya zorlandıkları okullarda okutulması.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı