KültürTarih

Gerçek Bir Hüzün: Uçak Fabrikasından Soba Borusu Üreticiliğine Şakir Zümre

Sıradan insanlarımızın Şakir Zümre’nin ismini duyup duymadıklarını bilmiyorum; ama Mareşal Fevzi Çakmak’ın adını hemen herkes duymuştur. İşte araştırmamıza konu olan muhterem Şakir Zümre, Mareşal’in akrabalarındandır. Dilerseniz onu biraz daha yakından tanıyalım:

Şakir Bey 1885 yılında Varna’da dünyaya geldi. İlköğrenimini doğduğu yerde, lise ve yükseköğrenimini ise Cenevre’de tamamladı. Burada Hukuk Fakültesini bitirmiş, Varna’ya hukukçu olarak dönmüştü. Daha sonra siyasete ilgi duyan Şakir Bey, Bulgar parlamentosuna, Türk azınlığı temsilen milletvekili olarak seçildi. Bulgaristan’da kendisinden başka on altı Türk milletvekili daha vardı.

Şakir Bey, milletvekilliği yıllarında Mustafa Kemal’le tanıştı. Mustafa Kemal o yıllarda Osmanlı Devleti’ni temsilen Sofya’da askeri ataşe olarak görev yapıyordu. Osmanlı vatandaşı Mustafa Kemal’le Bulgaristan vatandaşı Şakir Zümre arasında başlayan samimi dostluk uzun yıllar devam etti. İki arkadaş, gerçekten çok samimi idiler. Zaman zaman birlikte tiyatro ve balo gösterilerine katılıp üst düzey Bulgar yetkililerle görüşmeler yaparlardı.

Bir gün Operasının galasında Kral Ferdinant’la tanışırlar. Osmanlı ataşesine, “Operayı beğendiniz mi?” diye sorunca Mustafa Kemal, “Fevkalade,” diyerek açık ve net bir cevap verir. Şakir Bey ve Mustafa Kemal’in Sofya’da kaldığı süre içinde, bazı yemek davetlerine katılarak sanattan edebiyata siyasetten ekonomiye çeşitli konularda sohbet ettiği dönem Avrupa’da savaş rüzgârları da şiddetlenmeye başlar. Birinci Dünya Savaşı’nın ayak seslerini herkes duyuyordu. Savaşın başlayacağı kesinleşince Mustafa Kemal İstanbul’a döner. Ve savaşın sonuna kadar bir daha Şakir Zümre ile görüşemez.

I.Ferdinand

Buradan sonrasında biraz yaygın tarih bilgisinden bahsetmeliyim. Osmanlı Devleti, Almanya, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu ve Bulgaristan’la birlikte Üçlü İttifak grubu içinde yerini alır. Karşılarında ise İtilaf Devletleri denilen İngiltere, Fransa ve Rusya bulunuyordu. 1914’te başlayan savaş dört yıl devam eder. Mustafa Kemal savaş sırasında Çanakkale, Kafkaslar, Suriye ve Filistin cephelerinde savaşır. Fakat savaşı, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan’ın da içinde bulunduğu Üçlü İttifak grubu kaybeder. Bulgaristan, Neuilly Antlaşması ile yenilgiyi kabul edip savaştan çekilirken Osmanlı Devleti de Londros Ateşkes Antlaşmasıyla savaşı bitirir.

İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’ni istedikleri gibi paylaşamadıkları için antlaşmaya uymaya pek de niyetli değillerdir. Bu nedenle antlaşmayı istismar ederek Osmanlı topraklarını işgal etmeye başlarlar. İngiltere İtalya ve Yunanistan, hiç de hakları olmadıklerı halde işgal ve ilhakları sürdürürken, Anadolu ve Rumeli işgalini önlemek için Müdafayı Hukuk Dernekleri ve Kuvayımilliye adı verilen silahlı direniş örgütleri kurulmaya başlanır.

Kuvayımilliye

Bu gelişmelerin yaşandığı yıllarda Mustafa Kemal Dokuzuncu Ordu müfettişi sıfatıyla Anadolu’ya geçip çok geçmeden burada milli hareketi örgütlemeye başlar ancak cephane ve teknik personele ihtiyacı vardır. Bu kritik yıllarda Şakir Zümre’yi yine sahnede görüyoruz. Bulgaristan’da olmasına rağmen Anadolu hareketine ilgisiz kalamaz. Bulabildiği kadar cephane ve teknik personeli, her türlü tehlikeyi göze alarak Anadolu’ya göndermeye çalışır. Onun bu faaliyetleri Kurtuluş Savaşı’nın bitmesine kadar devam eder. Savaş, zaferle sona erince kendisi Ankara’ya davet edilerek İstiklal madalyası ile ödüllendirilir.

1925 yılına geldiğimizde Ankara’da Cumhuriyet çoktan ilan edilmişti. Bir dizi inkılap hareketlerinin gerçekleştirilmesine çalışılıyordu. Şakir Zümre, Mustafa Kemal’in onayını alarak Türk savaş endüstrisinin temelini attı. Onun kurduğu işletmeler, Türkiye’nin ilk yerli silah fabrikaları olması bakımından çok önemlidir. Fabrikalarda hava bombaları, her çeşit mayın, işaret fişekleri, denizaltı torpilleri ve uçaksavar bombaları başarıyla imal ediliyordu.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti ekonomik açıdan dışa bağımlı olmak istemiyor, kendi silahlarını kendisi üretmek istiyordu. Şakir Zümre’nin fabrikaları Türk ordu ve donanmasının ihtiyaçlarını karşıladığı gibi Polonya ve Mısır gibi ülkelere satış yapıyordu. Nazi Almanyası’nın yayılmasını önlemek için Yunanistan’la bir buçuk milyon liralık satış sözleşmesi yapılmıştı. Polonyalılar Alman saldırılarına karşı Şakir Zümre’nin silahlarını kullanıyordu.

Fabrika ilk açıldığı yıllarda teknik personelin hemen tamamına yakını yurt dışından getirilmişti. 1930’a kadar geçen süre içinde yabancıların yanında yetişen Türk personeli, kısa sürede duruma hakim oldular. Şakir Bey’in işletmeleri, Atatürk’ün ölümünden sonra da aksamadan devam etti.

Türkiye, milli kalkınmasını sürdürürken İkinci Dünya Savaşı da yaklaşmaya başlamıştı. Sonunda beklenen savaş geldi. Savaşta yine iki büyük grup vardı. Biri Almanya, İtalya ve Japonya’nın bulunduğu Merkezi Devletler; diğeri ise İngiltere, Fransa ve Rusya’nın bulunduğu Müttefik Devletlerdi. Savaş her iki taraf için de çok yıkıcı olmuştu. Yine de müttefikler savaşı kazanmışlardı.

Savaş, dünyada bloklaşma ve düşmanlıkları yok etmedi. Düşman bloklar, şekil ve nitelik değiştirerek savaştan sonra da devam etti. İki yeni blok oluşmuştu.

Doğu Bloku; Rusya’nın önderliğinde komünist ülkeler topluluğu olup Varşova Paktı, birliğin siyasi örgütü idi.
Batı Bloku; ABD’nin önderliğindeki demokratik ülkelerden oluşuyordu. Birliğin siyasi örgütü NATO idi. Türkiye de Batı Bloku içinde yerini almıştı.

Ne var ki Sovyet lideri Stalin’in pek Türk dostu olduğu söylenemezdi. Boğazlardan üs ve Doğu Anadolu’da toprak talep ediyordu. Türkiye, Sovyet tehdidi karşısında Avrupa’ya ve özellikle ABD’ye yaklaşmak zorunda kaldı. ABD ile 27 Şubat 1946 tarih ve 4882 sayılı yasa ile kabul kredi antlaşması oldukça düşündürücüydü. ABD yardımı Türkiye’nin kendisinden silah almasını şarta bağlıyordu. Böylece dünyanın çeşitli yerlerinde elinde kalmış ve ülkesine taşınması çok masraflı olan savaş araç ve gereçler Türkiye’ye verilip elden çıkarılırken yeni kurulmuş Türk savaş endüstrisi de çökmeye mahkûm edilmişti.

Bu politikanın sonunda Şakir Zümre’nin silah fabrikaları kapanmadı, ama soba fabrikasına dönüşerek hizmetini sürdürdü. Türk sobacılığı söz konusu olduğunda Şakir Zümre’yi anmamak mümkün değildir. Zümre sobaları, o güne kadar üretilen sobalardan çok farklı idi. Türk insanının ekonomik, sosyal ve kültürel hayatı ile bütünleşmişti sanki. Halkımızın “kuzine” dediği bu sobalar çok işlevli idi. Üzerinde su ve çay kaynatıp yemek pişirildiği gibi fırınında her türlü hamur işleri, patates kebap, ızgara yapılır, mısır patlatılırdı.

Şakir Zümre 1966 yılında vefat ettiğinde seksen yaşında idi. Fabrikası 1970’te kapandı. Günümüzde doğal gazın yaygınlaşması ile de Zümre sobalarına talep azaldı ve böylece kuzineler tarihteki yerini aldılar, Şakir Zümre gibi.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı