Tarih

Büyük Hun İmparatorluğu (Kuruluşundan Yıkılışına)

Bu yazıda bulacaklarınız;

  • Büyük Hun İmparatorluğu’nun Kuruluş Dönemi
  • Büyük Hun Devleti’nin İmparatorluk Haline Ulaşması
  • Mete’nin Liderlik Özellikleri ve Türk Tarihindeki Yeri
  • Mete’nin Oğlu Gökhan (Kiyok) Zamanı (M.Ö. 174-160)
  • Künçin ve Devletin Zayıflaması
  • Hunların İkiye Ayrılması
    • a. Kuzey Hunları
    • b. Güney Hunları

Büyük Hun İmparatorluğu’nun Kuruluş Dönemi


Elimizdeki bilgi ve belgelere göre, bilinen Türk tarihi Asya Hunları yani Büyük Hun İmparatorluğu ile başlamaktadır. Bundan önce de Orta Asya ve Çin’in kuzey kesimlerinde faaliyet gösteren bazı Türk siyasî kuruluşları varsa da haklarında sağlıklı bilgilere sahip olduğumuz ilk Türk devleti, Büyük Hun İmparatorluğu’dur.
Çinliler’in “Hiung-nu” dedikleri “Hunlar”ı Orhun-Selenga ırmakları ile Türklerin kutlu ülke saydıkları Ötüken civarı merkez olmak üzere devletlerini kurmuşlardı. Devletin ilk kurulduğu yerlerin Sarı Irmak ile Ordos bölgesi olduğu tahmin edilmektedir.

Hun” sözü Türkçe’de “insan, halk” anlamına gelmektedir. Hunlarla ilgili ilk bilgiler M.Ö. IV.yüzyıla kadar gitmektedir. Hunlar hakkında ilk resmî belge, Çin’deki Çu (Chou) Hanedanı ile M.Ö. 318’de yapılan bir siyasî anlaşmadır. Bu anlaşmadan sonra zayıflayan Çin üzerinde Hun baskısının arttığını görmekteyiz. Çinliler kuzeyden gelen bu Hun baskısını bir ölçüde hafifletmek amacıyla meşhur “Çin Seddi”ni yaptılar (M.Ö. 214)

Büyük Hun Devleti’nin bilinen ilk hükümdarı Mete‘nin babası Tuman (Teoman)’dır. Tuman’ın oğlu Mete ile arası hükümdarlık yüzünden açılmıştır. Mete’nin üvey annesi, kendi oğlunu tahta çıkarmak için Tuman’ı Mete’ye karşı kışkırtmış, bu amaçla Mete’yi Yüeçiler‘e rehin olarak göndertmiştir. Mete, bir yolunu bularak Yüeçiler‘in elinden kurtulmuş ve kendisine bağlı on bin atlı asker ile iktidar mücadelesine atılmış, babasını yenerek Hun tahtına geçmiştir. (M.Ö.209)

Teoman Han

Ardından Mete Çin üzerine yürümüş, M.Ö. 201-199 yılları arasında üç yıl süren Çin harekatı ile Çin’in kuzey bölgeleri tamamen ele geçirmiştir. Bu üç yıllık harekât sırasında Çin’in Han hanedanı hükümdarı Kao-Cu ve ordusunu Peteng (Pai- teng)‘de Türk savaş sistemi “Turan Taktiği” ile kuşatan Mete, Çin İmparatorunu anlaşmak zorunda bırakmıştır. (M.Ö. 201)

Yapılan anlaşmaya göre, Çin İmparatorluğu, bozkır bölgelerini Hun Devleti’ne bırakmış, yiyecek, ipek ve yıllık vergi vermeyi kabul etmiştir. (M.Ö. 200) Doğu Asya tarihinde iki büyük devlet arasında yapılan ilk milletlerarası anlaşma olan bu anlaşma sonunda Mete, Çin hanedanından bir kadınla da evlenerek, dostluğunu pekiştirmiş ve bu sayede diğer taraflarda rahat hareket edebilme imkanını kazanmıştır.

Asya Hun Devleti’nin İmparatorluk Haline Ulaşması

Doğu ve güneydeki faaliyetlerle devletin bu sınırlarının güvenliğini sağlayan Mete, bundan sonra Baykal Gölü kıyılarından İrtiş Nehri’nin yatağına kadar olan arazilere yönelmiştir. Batıdaki Ting-Ling’ler ve bazı Ogur boylarının oturdukları yerleri ve Kuzey Türkistan’ı ele geçirdi. Mete bu suretle, o çağda Asya’da yaşayan Türk soyundan bütün toplulukları kendi idaresinde tek bayrak altında toplamış oldu.

İmparatorluğun sınırları, doğuda Kore’ye, kuzeyde Baykal Gölü ve Obi, İrtiş, İşim ırmaklarına, batıda Aral Gölüne, güneyde Çin’de Wei Irmağı, Tibet Yaylası Karakurum Dağları hattına ulaşıyordu. Devletin tebaası içinde Türk topluluklarından başka Moğollar, Tibetliler, Tunguzlar ve Çinliler de vardı.

Mete’nin Çin hükümetine gönderdiği M.Ö. 176 tarihli bir mektuptan anlaşıldığına göre, sadece Orta Asya’da Hun İmparatorluğu’na bağlı kavim ve şehir devleti sayısı 26 idi. Mete’nin ifadesi ile hepsi “eli ok ve yay tutabilen” bu insanlar “tek bir aile” halinde birleşerek “Hun” olmuşlardı.

Mete’nin Liderlik Özellikleri ve Türk Tarihindeki Yeri

Mete Han

Hun İmparatoru Mete, Türk tarihinin büyük bir başlangıcıdır. O, pek çok üstünlüklere sahip çok yönlü bir liderdi. Mete’nin en büyük başarısı, bütün Orta Asya‘daki Türk boylarını bir araya getirmiş olmasıdır. Mete bununla da kalmamış, onlara millet olma bilincini aşılamıştır. O, Türk milletini bir insan vücudu gibi, bir başla duyan ve bir başla hareket eden, bir millet ve ordu haline getirmiştir.

Mete’nin devlet adamlığını göstermesi bakımından önemli olan bir olay, Moğol asıllı Tunghular’ın toprak isteğine karşı verdiği tarihî cevaptır. Kurultay’da bu mesele görüşülürken çorak bir toprak parçasının Tunghular‘a verilmesini isteyenlere Mete, “Toprak (veya arazi) devletin temeli ve köküdür. Biz burasını onlara nasıl verebiliriz, nasıl hediye edebiliriz?” diyerek sert bir cevap vermiştir. Bu sözler Türklerin vatan toprağını kutsal saydıklarını ve ne pahasına olursa olsun bir başkasına verilemeyeceğini açıkça göstermektedir.

Türkçede “genişlik ve büyüklük” anlamına gelen “Şanyü” unvanını taşıyan Mete, yalnız Türk tarihinde değil dünya tarihinde de yeni bir çağ açmıştır. Onun yenerek batıya sürdüğü kavimler Hindistan ve batıda yeni imparatorluklar kurarak dünya tarihinin akışını etkilemişlerdir.

Mete’nin Oğlu Gökhan (Kiyok) Zamanı (M.Ö. 174-160)

Büyük Hun Hakanı Mete M.Ö. 174 yılında ölünce yerine oğlu Gökhan (Kiyok) geçmiştir. Gökhan, M.Ö. 166′da kalabalık ordusu ile Çin‘e girip, Çin‘le ilişkileri dostane bir biçimde geliştirmek düşüncesiyle Çinli bir prenses ile evlenmiştir. Siyasî bir evlilik olmasına rağmen bu tip evlenmeler Hunlar bakımından ileride iyi sonuçlar vermeyecektir. Çünkü böylece, Çin, Hun devleti içinde çeşitli entrikalar çevirme imkânını elde etmiştir.

Gökhan döneminde Hun-Çin ilişkilerinin ana konusunu “İpek Yolu” üzerindeki hakimiyet mücadeleleri oluşturuyordu. Çin İmparatoru Vu-ti, Çin’in ürettiği ve en önemli gelir kaynağı olan ipeği batı ülkelerine satmak için, Hunlar‘ın elinde bulunan İpek Yolu‘nu kontrolüne almak istiyordu. Bu dönemde Hun ülkesinde yoğun bir şekilde devam eden Çin entrika ve baskıları sonucunda, Hun ileri gelenleri, devlet adamları arasında Çin ipeğine ve zevke düşkünlük artmış, lüks hayat şekli Türklerin savaşçılık ruhlarını olumsuz yönde etkilemiştir.

Künçin ve Devletin Zayıflaması

Gökhan’dan sonra Hun tahtına oğlu Künçin (M.Ö. 160-126) geçmiştir. Künçin dedesi Mete ve babası Gökhan kadar dirayetli ve liderlik özellikleri fazla bir hükümdar değildir. Bu devirde devlet üzerinde Çin baskısı ve huzursuzluklar iyice artmıştır. Çinlilerin ardı ardına kazandıkları askerî başarılar sonunda, Hun hakimiyeti Gobi‘nin kuzeyine Orhun Nehri bölgesine kaymıştır. Devletin zengin güneybatı toprakları Çin’in eline geçmiş, Çin’den alınan vergiler de kesilmiştir. Hun prensleri arasındaki mücadeleler ve iç çekişmeler de devleti zayıflatmıştır.

Bütün bu olumsuz şartlardan kurtulmak düşüncesiyle başta Şanyü Hohan-yeh (M.Ö. 58-31) olmak üzere bazı devlet adamları Çin’in hakimiyetine girmeyi bir çare olarak görmüşlerdir. Devletin sol kanat hükümdarı olan Hohanyeh’in kardeşi Cici Han (Çiçi Han) bunun üzerine Hohanyeh’in hükümdarlığını tanımamıştır.

Bu meseleler kurultay (devlet meclisi) da görüşülürken Cici Han, Hohanyeh’in Çin’e bağlanma teklifi ile istiklâlin tehlikeye atılması fikrini “gülünç ve utanç verici” bir davranış olarak değerlendirip şiddetli bir şekilde reddetmiş ve bunu, devleti ve vatanlarını kendilerine miras bırakan atalarına karşı da bir saygısızlık olarak kabul etmiştir. Ve nihayetinde Şanyü Hohanyeh‘in fikrinde direnmesi Hunları ikiye bölmüştür.
Cici Han ve taraftarları başkenti ele geçirmişlerdir. Hohanyeh kendisine bağlı birliklerle, desteğini sağladığı Çin’in kuzeybatı bölgelerine çekilmiştir. (M.Ö.54) Böylece Hun Devleti bünyesinde oluşan Türk millî birlik ve bütünlüğü siyasî bakımdan parçalanmıştır.

Hunların İkiye Ayrılması

Hohanyeh ve beraberinde Çin’in kuzeyine yerleşen Hunlar “Güney Hunları”nı oluşturmuşlardır. Cici Han ve taraftarları da “Kuzey Hunları”nı meydana getirirler.

a. Kuzey Hunları

Devletin kuzey kesimine hakim olan Cici Han, hakimiyetini batıya doğru yaymayı uygun görmüş ve M.Ö. 51′de bunun için harekete geçmiştir. Önce, Tanrı Dağları‘nın kuzeyi ve Isıg Göl civarındaki Wu-sunları, sonra Ogurları, kuzeydeki Kırgızları ve İrtiş Nehri etrafındaki Ting-lingleri hakimiyeti altına alarak birleştirmiştir. İki yıl içinde kazandığı bu başarılardan sonra Aral Gölü‘ne kadar olan bütün batı topraklarını idaresine almıştır.

Cici, Çu-Talas nehirleri arasına etrafı surlarla çevrili yeni bir şehir yaptırarak, güçlü devletinin başkentini de buraya taşımış, böylece Türkistan sahasına Türklerin yerleşmelerini sağlamıştır. Cici’nin surlu şehir inşa etmesi Türk tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu ilk Türk yerleşik hayatının ve şehir hayatının da başlangıcı sayılmaktadır.

Cici’nin ölümünden sonra kısa sürede toparlanan Kuzey Hunları Orta Asya’daki bütün ekonomik bakımdan önemli şehirleri ellerinde bulunduruyorlardı. Bundan dolayı da Çin’in askerî ve siyasî hedefi halinde gelmişti. Çinliler hem kendileri, hem de kışkırttıkları Moğol-Tunguz karışımı Wu-huan ve Sienpiler vasıtasıyla Kuzey Hunlarını ortadan kaldırmaya ve Türk birliğini bozmaya çalışıyorlardı. Bu amaçla Hun ülkesinde çeşitli iç isyanlar, ayaklanmalar çıkartıyorlardı.

Bütün bu gelişmelerin sonucunda zayıflayan Hunlar, ünlü Çin generali Pan-Çao’nun kumandasında otuz yıl süren askerî harekat sonunda Kaşkar, Hami, Yarkent, Hoten dahil sayıları 50’yi bulan zengin ve kervan yolu üzerindeki önemli şehirleri kaybetmişlerdir. Özellikle 73-74, 89-90-91 yıllarındaki harekâtlar Hunların Orta Asya hakimiyetlerini ortadan kaldırırken, doğudan da Sienpilerin şiddetli saldırıları devletin tamamen yıkılmasına yol açmış, nihayet Sienpiler 147-156 yılları arasında Kuzey Hunlarını ortadan kaldırmışlardır. Burada zamanla çoğalan Hunlar batıya göçerek Avrupa Hun İmparatorluğu‘nun kurulmasında rol oynamışlardır.

b. Güney Hunları

48 yılından beri Çin sınır bölgelerinde yaşayan Güney Hunları, burada kuzeyden gelecek akınlara karşı karakol vazifesi görmekteydiler ve sık sık iç karışıklıklar olmaktaydı.
177‘den itibaren yoğun bir şekilde Güney Hunlarına yönelen Sienpi akınları, devleti zayıflatmaya başlamış, bunun üzerine zaten Çin tarafından tayin edilmiş olan Güney Hun Hükümdarı, Çin’e tamamen teslim olunmasını istemiştir. Bunun üzerine bu Şanyü, milleti tarafından öldürülmüştür. Devlet başarısız kalınca, boylar kendi hallerinde yaşamaya başlamışlardır. Son tayin edilen Güney Hun Şanyüsü’nün Çin’de hapsedilmesi ve ülkenin 5 eyalete bölünmesi ve bu eyaletlerin Çinli idarecilere verilmesi Güney Hun Devleti’ni sona erdirmiştir. (216)

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı