Tarih

Attila ve Avrupa Hunları

Öncelike bu yazımın konusu bir önceki konuyla bağlantılı olduğu için önceki yazıyı okumadıysanız önce onu okumanızı konu bütünlüğünü sağladıktan sonra bu yazıya başlamanızı tavsiye ederim.
Önceki yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bu yazıda bunları bulacaksınız:

  • Avrupa Hunları ve Devletin Gelişmesi
  • Atilla ve Devletin Büyümesi
    • Attila’nın Balkan Seferleri
    • Attila’nın Roma Seferi
    • Attila’nın İtalya Seferi
  • Attila’nın Ölümü ve Kişiliği
  • Attila’nın Oğulları ve Devletin Dağılması

Avrupa Hunları ve Devletin Gelişmesi

Balamir‘dan sonra Hunlar‘ın başında Karaton ve Uldız’ı görmekteyiz. Balamir‘in oğlu veya torunu olduğu sanılan Uldız, Batı Roma‘ya karşı mücadele eden kavimler kendilerine de rahatsızlık verdiği için, onlara karşı Batı Roma‘ya yardım ediyordu. Uldız kumandasındaki Hunlar‘ın 400 yıllarında Tuna’da harekete geçmeleri, önceki yazıda bahsettiğim Kavimler Göçü‘nün ikinci dalgasını başlatmıştır.

404-405 yıllarında ve özellikle 409 yılında Tuna‘yı geçerek, Bizans‘ı tehdit eden Uldız, kendisi ile barış görüşmelerini yapmak için gönderilen Bizans‘ın Trakya genel valisine “Güneşin battığı yere kadar her yeri zaptedebilirim” der ve Hunlar’ın gücünü böylece ifade eder.

Uldız‘ın 410 sıralarında ölümü üzerine Hun Devleti‘nin yönetimini doğu kesimlerini idare eden Karaton tamamen ele alır. Karaton hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. 422 yılı Avrupa Hun Devleti için yeni bir dönemin başlangıcı olur. Bu tarihte devletin başında, hükümdarlık ailesinin dört üyesi (Rua, Muncuk, Aybars Oktar)nden biri olan Rua vardı. Attila’nın babası olan Muncuk erken yaşta öldüğü için diğer iki kardeş Aybars ve Oktar, devletin doğu ve batı kanatlarını idare ediyordu.

Uldız tarafından esasları belirlenen Hun siyasetini büyük bir başarıyla uygulayan Rua, Balkan Seferi‘ni 422 yılında gerçekleştirerek sonunda Bizans‘ı yıllık vergiye bağlayıp Bizans baskısı altındaki Batı Roma‘ya yardım ederek Bizans’ın büyümesini engeller. 60 bin kişilik ordusuyla İtalya‘ya bir sefer düzenleyerek, buraya ordu ve donanma gönderen Bizans‘ın geri çekilmesini sağlar ve Bizans‘tan yüklüce bir savaş tazminatı alır.

Atilla ve Devletin Büyümesi

Hunlar‘ın başına geçtiği zaman 39-40 yaşlarında olan Attila, babası Muncuk erken öldüğü için amcası Rua‘nın yanında yetişir. Onunla birlikte seferlere katılır ve devlet yönetimini, Hun iç ve dış siyasetinin esaslarını öğrenir. Amcası Rua 434’de ölünce devleti büyük kardeşi Bleda ile birlikte devralmışlardı. Bleda, eğlenceye düşkün ve liderlik, devlet adamlığı özellikleri az birisidir. Bu nedenlerle ikinci plânda kalmış 445‘de de ölünce devletin idaresi tamamen, çok güçlü bir asker, devlet adamı ve lider olan Attila‘nın eline geçmiştir.

Amcaları Aybars devletin doğusunu, Oktar da batısını idareye devam ediyorlardı. İç isyanlar çıkan Roma Aetyus aracılığı ile Attila‘dan yardım ister. İsyanlar Hun birliklerinin yardımlarıyla bastırılır. Daha sonra Belçika yöresine saldıran Cermen asıllı Burgondlar Oktar‘ın komutasındaki Hunlar tarafından püskürtülür ve Hunlarla Burgondlar arasındaki bu mücadeleler ünlü Alman destanı Nibelungen‘in 436 yılında doğuşuna yol açmış olur.

Hunlar böylece bütün Almanya‘yı hakimiyetlerine alırlar ve devletlerinin sınırlarını Kuzey Denizi‘ne ve Atlas Okyanusu‘na kadar genişletirler.

Attila’nın Balkan Seferleri

Attila, 440’dan sonra Bizans‘a karşı baskıyı arttırmıştır. Çünkü Bizans, Hun kaçaklarına sahip çıkıyor, bazılarını da yüksek makamlara getiriyordu. Bizanslı tacirler ortak pazar yerlerinde Hunları aldatıyorlar, Margos piskoposu, Konstantia civarındaki Türk mezarlarını açtırarak mezarlardaki değerli eşyaları soyduruyordu.

Bütün bu sebepler Attila’nın Bizans üzerine yürümesine yol açar. Margos‘un ele geçirilmesiyle başlayan Birinci Balkan Seferi (441-442) ile Belgrad ve Niş üzerinden Trakya‘ya doğru ilerler ve bu seferin sonunda Tuna boyundaki kaleler Hunlar‘a geçer. Balkanlar’da Hunlar‘a karşı durabilecek önemli güçler ortadan kaldırılmış olur.

445 yılında Bleda’nın ölümü üzerine tek başına Hun İmparatoru olan Attila gücünün doruklarına yükselmekteydi. Batı Asya ile Orta Avrupa‘nın tek hâkimi Attila idi. Bizans, yapılan anlaşmalara uymamakta direnince Attila, İkinci Balkan Seferini (447)‘ başlatır. Attila’nın önderliğinde Tuna‘yı geçerek iki koldan ilerleyen Avrupa Hun Ordusu; Sofya; Filibe, Breslav, Lüleburgaz gibi önemli şehirleri ele geçirir. Hatta Treselya‘ya kadar uzanan Hun ordusu, Büyük Çekmece yakınlarına ulaşınca Bizans kuşatma tehdidi altına alınmış olur.

Durumun ciddiyetini anlayan İmparator Theodosios, hemen bir elçilik heyeti göndererek Attila‘dan barış ister. Hun İmparatoru Attila, barış isteğini kabul edince Anatolios Barışı 447 yılında yapılır.

Attila’nın Roma Seferi

Balkanları ve Bizans‘ı kontrol altına alan Attila, devletin klasik siyasetini değiştirerek, Batı Roma üzerine yöneldi. Attila‘nın niyetini sezen Roma İmparatoru Aetyus ordusunu güçlendiriyordu. Attila da Roma‘ya karşı Vandallarla işbirliği yapıyordu. Savaş için hukukî bir sebep arayan Attila, yıllar önce kendisiyle evlenmek isteyen Romalı Prenses Hanoria‘nın bu isteğini kabul ettiğini Romalılara bildirir. Honaria ile evlenince Roma’nın yarısı kendisine verilecek veya yönetime ortak olacaktır.

Önce Attila‘yı oyalayan Romalılar, sonra bu teklifin kabul edilmediğini bildirirler. Bunu bir savaş sebebi sayan Attila, 200 bin kişilik ordusu ile Ren Nehri‘ni geçerek Galya‘ya girer. Roma ordusu da buraya gelmiştir. Bu savaşta kimin galip geldiği belli olmamakla birlikte, Attila’nın büyük bir başarı kazandığı ve Galya’Roma ordusundan temizlediği görülmektedir. Bu savaştan sonra Aetyus Roma‘da gözden düşmüş ve otoritesini kaybetmiştir. Nitekim, Attila bu savaştan bir yıl sonra İtalya seferine çıktığı zaman karşısında duracak Roma ordusu kalmamıştır.

Attila’nın İtalya Seferi

Attila 452 yılı baharında 100 bin kişilik ordusu ile Alpleri aşarak Venedik düzlüğüne girer. Buradaki meşhur Aquileia Kalesini ele geçirerek Po Ovasına sarkar ve o zamanki Roma başkenti Ravenna‘yı tehdit etmeye başlar. Attila’yı askerî bakımdan durduramayacaklarını anlayan Romalılar, barış çareleri aramaya başlarlar. Papa I. Leo başkanlığında hazırlanan heyet, Minsio Irmağı‘nın Po Ovasına döküldüğü yerde ordugâhını kurmuş olan Attila tarafından kabul edilir.

Papa, büyük Türk hükümdarı Attila‘dan, “Bütün Hristiyan dünyası adına Roma’yı bağışlamasını” rica edince Papa‘nın ağzından Roma‘nın teslim olduğunu öğrenen Attila muzaffer ordusu ile başkentine geri döner. Böylece Bizans gibi Batı Roma da Attila‘nın hakimiyeti altına girmiş olur.

Attila’nın Ölümü ve Kişiliği

İran‘daki Sâsânî İmparatorluğunu da hakimiyetine alarak “Dünya Hükümdarı” olmayı hedefleyen Attila, bu isteğini gercekleştirmeye zaman bulamaz. Bu güçlü Türk hükümdarı, İtalya seferi dönüşü Romalı bir prensesle evlendiği gece, 60 yaşındayken zehirlenerek öldürülür .(453)

Attila, bütün gücüne ve kudretine rağmen, gayet sade yaşayan bir Türk hükümdarı idi. Tahtadan yapılmış bir tahtta oturur, misafirlerine altın tabaklarda yemek ikram ederken kendisi tahta tabaklarda yemek yerdi. Çok sert bir hükümdardı. Hiç gülmezdi. Sadece küçük oğlu Ernek‘i görünce gülümsediği söylenmektedir.

Attila, tarihin yetiştirdiği ender liderlerdendi. Onun liderlik özellikleri sadece kazandığı parlak zaferlerde değil, Avrupa‘daki pek çok kavmi ve konar-göçer Hun kitlelerini birleştirmede gösterdiği başarıda da görülmektedir. Bu özelliklerinden dolayı Avrupalılar uzun yıllar Attila‘dan bahsetmişler ve hâlâ bahsetmektedirler. Hakkında sayısız kitaplar ve benim de şu an yaptığım gibi yazılar yazılmış ve yazılacaktır.

Attila’nın Oğulları ve Devletin Dağılması

Attila‘nın eşi Arıkan‘dan doğan üç oğlu vardı. Dengizik (Denizcik), İlek ve Ernek. Babası ölünce ortanca oğlu İlek Hun tahtına geçer. Fakat Cermen kavimlerinin isyanlarını bastırmak isterken ölür (454). Büyük oğlu Dengizik çok cesur ve kuvvetli bir devlet adamıdır. Hun birliğini kurmak için çok çalıştı ise de, siyasî görüşten yoksun olan Dengizik bir çatışmada ölür. (469).

Attila‘nın çok sevdiği en küçük oğlu Ernek, büyük kardeşleri ölünce Avrupa‘da tutunamayacağını anlayarak, Karadeniz‘in batı kıyılarına döndü. Buradaki Türklerle birleşti. Ernek yönetimindeki Hunlar, Bulgar ve Macarların ortaya çıkmasında önemli roller oynadılar. Macarlar bugün dahi kendilerine “Hun” demektedirler.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı