Kültür

Akıl Hastanesinde Hastalara Konan Teşhisleri Sorgulatacak Deney: Rosenhan Deneyi

 

İnsan beyninin ne kadar komplike olduğu ve hala bazı yönlerinin sır olarak kaldığı biliniyor. Öyle ki şaşırtacak derecede farklı işleyebiliyor ve bilim insanları bile bazen bu tarz durumlara bir açıklama getiremiyor. Hatta bazen beynimiz bizim için farklı olumsuzluklar da yaratabiliyor. Psikolojik rahatsızlıkların özünde de beynimizin işlevleri yatıyor ve arada bir kendimizi psikolojik bir rahatsızlığın pençesinde bile hissedebiliyoruz hatta hafif yollu delirdiğimizi de. Böyle hissettiğimizde hepimizin bildiği gibi bu konuda uzman kişilere başvurabiliriz. Fakat ya psikiyatrlar da konulan teşhisin ne kadar doğru olduğunu hatta koyulabilecek bir teşhis olup olmadığını bilmiyor ya da bu konuda yanılıyorlarsa? Bu konu bir psikoloğun da dikkatini çekmiş ve bunun üzerine bir deney bile gerçekleştirmiş. Şimdi bu deneyin içeriğine ve vardığı sonuca bir bakalım.

Stanford Üniversitesinde Öğretim Üyesi Psikolog David Rosenhan tarafından, aklî dengesi yerinde olmayan hastalara konulan teşhislerin doğruluk payının ne derece fazla olduğunu anlamaya yönelik uygulanmış olan deneye “Rosenhan deneyi” adı verilmiştir. Gerçekleştirilen deneyle psikoloji alanında hastalara konulan tanıların önemi ve etkisi de ortaya konulmuştur.

Psikolog David Rosenhan

İki bölüme ayrılmış olan deneyin ilk bölümünde Rosenhan’ın da dahil olduğu üçü kadın beşi erkek olan grup sahte hasta rolüne bürünüp kimi psikolojik rahatsızlıklara sahip olduklarını ayrıca halüsinasyonlar gördüklerini ifade etmiştir. Girdikleri sahte hasta rolleriyle kliniklere hasta olarak kabul edilen gruba çeşitli psikiyatrik tanılar konulmuştur. Hastaneye kabullerinden kısa bir süre sonra girdikleri rolün aksine – deneyin gerektirdiği şekilde – normal hareketlerde bulunmuşlar ve sağlık görevlilerine kendilerini gayet iyi hissettiklerini söylemişlerdir. Sağlık görevlileri onların bu beyanını ciddiye almamakla birlikte antipsikotik ilaçları almaları şartıyla onları serbest bırakacaklarını ifade etmişlerdir. Sahte hastalar görevliler tarafından tam 19 gün boyunca klinikte tutulmuş ve 19 günün sonunda sağlık görevlileri gruptan birinde “remisyonda şizofren yani hafif şizofreni” teşhis ettiklerini dile getirmiş ve diğerlerinin gitmesine izin vermişlerdir.

Deneyin ilk parçası bu şekilde tamamlandıktan sonra deneyin basında da geniş yer tutması üzerine bir kliniğin Rosenhan’a istemde bulunması deneyin ikinci kısmına geçilmesine neden olmuştur.

Sözü edilen klinik Rosenhan’dan deneyi tekrarlamasını ve sahte hasta rolündeki grubu kendi kliniklerine göndermelerini istemiş hatta psikolojik sorunlara sahip olan gerçek hastalarla olmayan sahte hastaları birbirinden ayırma güvencesi vermiştir. Bunun üzerine Rosenhan tarafından teklif kabul edilmiş ve o hafta içinde aklî dengesini yitirdiği iddia edilen tam 193 hasta kliniğe gönderilmiştir.

Kliniğe teşhis için gönderilen 193 hastadan 41’i için sahte hasta olması muhtemel ifadesi kullanılmıştır. Sahte olabileceği düşünülen bu hastalardan 19’u en az birer psikiyatr ve klinik çalışanının kontrolünden geçerek kliniğe kabul edilmiştir. Oysa Rosenhan kliniğe bir tane bile sahte hasta göndermemiştir.

Washington D.C.’deki St. Elizabeths Hastanesi. Rosenhan deneyinde adı geçen hastanelerden biridir.

İster ilk kısmı olsun ister ikinci kısmı deneyin sonuçları açıkça gösteriyor ki akıl hastanesi çalışanları aklî dengesi yerinde olan sağlıklı bir insanla akıl hastası olan bir insanı ayırt etmekte başarılı olamıyor. Elbette deneyden elde edilmiş böyle bir sonuç da başka bir sonuç doğuracaktır: akıl hastanelerine karşı oluşabilecek itimatsızlık ve şüpheli yaklaşım…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı